Yapacak hiçbir şeyim kalmamıştı artık. Kalktım ve müziği son ses açtım. Çellonun sesi. İnce bilekli, uzun boyunlu, narin bir kadının elinden çıkan melodiler. O kadar güzel yayılıyordu ki kulağıma ona dur diyemedim. Etkiledi beni ansızın. Gözümden dökülüverdi yaşlar. Zaten ağlamak için bahane arıyordum hep son zamanlarda.
Mesaj atmıyordu. Bunu kabullenmiştim artık. Işığı kapattım, gözümdeki yaşları ve burnumdan akan sümükleri sildim. Tabii onlar yine aktılar ama bir şey demedim. O narin kadın çalmaya hep devam etti. Her melodisinden çıkan anlam farklıydı benim için. Anlamıyorum ki Allah sınamak için mi besteletiyordu bu şarkıları? Gitti diyordu bana adeta. Gitti işte, geri dönmeyecek!
Artık yazamadığımı her şeyden iyi biliyordum. Ne yazmaya kalksam elime yüzüme bulaştırır olmuştum. Kitap okumayı çok seven ben, okuduğum kitapta boğuluyordum. Yazılarımda sıkça sigarayı kullanır olmuştum. Oysa sigaranın kokusu bile midemi bulandırırdı benim…
Bugün senin için yeniden yazıyorum. Müzik eşlik ediyor hatta klavyemden çıkarttığım seslere. Sen de dinlemek ister misin? Az kaldı, 6 ay sonra ben de çello çalacağım. Bu senin hoşuna gider mi? Yoksa her zamanki gibi kapatır kulaklarını soğur musun benden. He sevdiğim?
Yapacak hiçbir şey kalmıyor bazen. Susuyorum. Çünkü konuştukça kaybediyorum ben seni. Heryerden bir sen çıkıyor ansızın. Her seste senin sesin. Her parfümün içine sen kaçmışsın sanki!
Her dinlediğim müzik senin için yazılmış gibi. Her gözyaşı sanki senin için aktığında anlam kazanırmış gibi.
Her gittiğimiz yer bildiğin moralimi sikip atmak için varmış gibi. Her el ele tutuşan sevgililer aklımıza biz gelsin diye inatlaşıyor sanki.
Olmuyor. Çok denedim. Çok hırpaladım kendimi. Yerini kimse dolduramıyor. Sen benim her şeyimsin ya şimdi; kim gelirse gelsin senden yakışıklısı, senden tatlı dillisi bulunamıyor sanki.
Gitme gülümseyemem, gitme hayat.